11 Temmuz 2020


İşsizlikte Tarihi Rekor Yılı: 2019



Prof.Dr.Seyfettin Gürsel

A- A+

2019 işsizliğin zirve yaptığı bir yıl oldu. Elimizdeki en güncel işgücü piyasası istatistikleri TÜİK’in 15 Kasımda yayınladığı Ağustos dönemine (Temmuz-Ağustos-Eylül ortalaması) ilişkin. Mevsim etkilerinden arındırılmış rakamlara göre genel işsizlik oranı Ağustos döneminde yüzde 14,2’ye ulaşarak tarihi bir rekor kırdı. Bundan önceki rekor yüzde 13,9 ile Nisan 2009’a aitti. Tarım dışı işsizlik oranı itibariyle de rekorun eşiğine gelindi. Yine Nisan 2009’da tarım dışı işsizlik oranı yüzde 16,9’a kadar yükselmiş ardından inişe geçmişti. Ağustos’ta bu oran yüzde 16,6 oldu.

 

İşsizlikte baş döndüren artış

İşsizlik Şubat 2018’den itibaren yükselişe geçti. Bu dönemde Türkiye ekonomisi henüz durgunluğa girmemiş ekonomik büyüme devam ediyordu. Ancak inşaat sektöründe satılmayan konut stokunun hızla artması Şubat 2018’den itibaren bu sektörde istihdam kayıpları baş gösterdi. Bu kayıplar toplam istihdam artışını yavaşlatınca işsizlikte artış başladı. Bu konuya 2018 ikinci yarısında baş gösteren durgunluğu ve sektör istihdamlarında yaşanan gelişmeleri ele aldığımda döneceğim. 

Şubat 2018’de mevsim etkilerinden arındırılmış genel işsizlik oranı yüzde 9,8, tarım dışı işsizlik oranı 11,7 seviyesindeydi. İşsiz sayısı ise 3 milyon 144 bindi. Bu rakamlar evrensel standartlar açından oldukça yüksek bir işsizliğe karşılık geliyorlardı ama aynı zamanda 2017 yılında gerçekleşen yüksek büyüme – yüksek istihdam artışı sayesinde son yılların en düşük işsizlik oranlarıydılar. Aralık 2018’de genel işsizlik oranı yüzde 12,8’e, tarım dışı işsizlik oranı yüzde 15’e, işsiz sayısı da 1 milyona yakın bir artışla 4 milyon 132 bine yükselmişti. 

2019 yılında işsizlik artmaya devam etti. Yukarıda not ettiğim gibi Ağustos 2019’da genel işsizlik oranı yüzde 14,2’ye, tarım dışı işsizlik oranı yüzde 16,6’ya, işsiz sayısı da 4 milyon 642 bine yükseldi. Kısacası 1,5 yıl içinde işsizler ordusuna 1,5 milyon kişi katıldı.

 

İşsizlik artışının ardındaki temel dinamikler

Türkiye ekonomisi 2018 yılının ikinci çeyreğinden itibaren hızla yavaşladı, üçüncü çeyrekten itibaren de küçülmeye başladı ve küçülme dördüncü çeyrekte de devam etti. Firmalar durgunluktan olumsuz etkilenmeye başlayınca işten çıkarmalara giriştiler. Bu koşullarda piyasaya yeni giren gençler de iş bulmakta büyük zorluk çekmeye başladılar. Ancak inşaat sektörü çok daha önce, 2018 yılının başlarından itibaren çöküşe geçti. Biriken konut stokları yükselen faizlerin ve düşen gelirlerin sonucu satılamaz hale geldi. Yukarıda belirttiğimiz gibi inşaat Şubat 2018’den itibaren sürekli istihdam kaybetmeye başladı. Bu tarihte inşaatta 2 milyon 196 bin kişi çalışıyordu. Bir yıl sonra çalışan sayısı 1 milyon 659 bine gerilemişti. 7 ay sonra da, Ağustos 2019’da kayıplar 716 bine ulaştı ve çalışan sayısı 1 milyon 480 bine düştü. Kısacası, 1,5 yılda inşaat üç çalışanından birini kaybetmişti.

Ekonominin durgunluğu girmesi ile birlikte istihdam kayıpları sanayi sektöründe de yaşanmaya başlandı. Bu sektörde çalışan sayısı Şubat 2018’den Aralık 2018’e 239 bin azalarak 5 milyon 627 binden 5 milyon 388 bine geriledi. Hizmetlerde istihdam artmaya devam etti ancak artış büyük ölçüde yavaşladı. İstihdam artışlarında başı çeken bu sektörde çalışan sayısı 15 milyon 651 binden 15 milyon 855 bine çıkarken, istihdam artışı 204 bin ile sınırlı kaldı. Yüksek büyüme-yüksek istihdam artışı yılı olan 2017’de hizmetler 908 bin net istihdam yaratmıştı.

Özetlersek, Şubat 2018’den Aralık 2018’e tarım dışında istihdam kaybı 572 bindi. Ancak tarım dışı işgücü artmaya devam etti. Betam’ın tahminine göre artış 521 bini buldu. Bu artış normal zamanların işgücü artışına kıyasla düşüktür. Türkiye işgücü piyasasında istihdam kayıpları yaşandığında işgücü artışının temposu düşer. Diplomalarını alan gençler normal zamanlarda yaptıkları gibi hemen işgücü piyasasına girmezler. Bir kısmı eğitimlerini uzatmaya başlar, bir diğer kısmı askere gider. Son yıllarda sayılarında büyük artış görülen çalışmaya arzulu eğitimsiz kadınlar da işgücü piyasasına girişlerini ertelerler. Sonuçta, işgücü artışının nispeten düşük kalmasına rağmen 2018 yılında işsiz sayısında yaklaşık 1 milyonluk artış oldu.

Ocak 2019’da toplam işsiz sayısı 4 milyon 132 bindi. Aynı zamanda ekonomide bir toparlanma da başlamıştı. Nitekim büyüme oranı yılın ilk yarısında birikimli olarak yüzde 3’ü bulmuştu. 2 Aralık günü açıklanan üçüncü çeyrek rakamları büyümenin devam ettiğini gösteriyor. İstihdam da yavaştan artmaya başladı. Ancak bu topyekûn bir toparlanma değildi. Sanayide istihdam artışı Ocak ayından Ağustosa 160 bine ulaşırken, hizmetlerde artış 158 binde kaldı. Buna karşılık inşaat, yukarıda belirtildiği gibi, istihdam kaybetmeye devam etti. Sonuçta tarım dışı işgücü artışı 9 ayda 468 bini buldu. Ancak bu olumlu gelişme işgücü artışını karşılayamadı; işsiz sayısı 4 milyon 568 bine yükselirken, tarım dışı işsizlik oranı da yüzde 16,6’ya çıktı.

 

Yeni tehdit: İşsizlik sürelerinin uzaması 

Bundan sonra işsizlik nasıl bir seyir izler? Artış devam eder mi? Yoksa ekonomide gözlemlenen canlanma ile birlikte bundan böyle azalmaya başlar mı? 

Bu sorulara ancak koşullu bir yanıt verilebilir. Eğer ekonomik büyüme devam eder ve yüzde 4’e yaklaşırsa sanayide ve özellikle hizmetlerde gerçekleşecek istihdam artışları sayesinde işsiz sayısı ancak yavaştan azalmaya başlar çünkü konut sektöründe eldeki stoklar eritilmeden bu sektörde inşaatların yeniden başlaması zaman alacaktır. Dolayısıyla bu sektörde yakın zamanda güçlü istihdam artışları bekleyemeyiz. 

Dahası işsiz sayısında azalma işsizlik oranını aşağıya çekmek için yeterli olmayabilir. Bunun için istihdam artışlarının işgücü artışlarının üzerinde seyretmesi gerekiyor. Oysa 2019’un ilk 9 ayında görüldüğü gibi işgücü artışında hafif bir ivmelenme söz konusu. Yüzde 4’e yakın bir büyümenin işgücü artışını telafi edecek kadar istihdam yaratabileceği kuşkuludur. 2009 sonrasında görüldüğü gibi yüksek işsizliğin hızlı bir şekilde aşağıya çekilmesi için çok güçlü istihdam artışlarına, dolayısıyla daha yüksek bir ekonomik büyüme temposuna ihtiyaç var. Küresel kriz döneminde işsizliğin artışa geçmesi ile aynı düzeye geri dönmesi 3 yıl sürdü (2008 (2)-2011 (2)). Bu süre zarfında krizden GSYH artışının 2010 yılında yüzde 9’u aştığını vurgulamak isterim. Bu kez buna yaklaşan bir çıkışı hayal dahi etmek olanaksız çünkü koşullar çok farklı.

Tam da bu noktada “uzun süreli işsizlik” olarak adlandırdığım yeni bir tehditle yüz yüze gelebiliriz. Büyüme oranı yüzde 5’leri geçmediği sürece, işsizlik yavaştan azalmaya başlasa bile ortalama işsizlik süresi Türkiye tarihinde hiç görülmediği ölçüde artacaktır. Toplumsal açıdan uzun süreli yüksek işsizlik ciddiye alınması gereken bir sorun çünkü işsizlik sigortası sistemimiz artan işsizlik sürelerinin sonuçlarını göğüsleyebilecek nitelikte değil. İşkur verilerine göre işsizlik tazminatından işsizlerin ancak üçte biri yararlanabiliyor. Gerisi aile dayanışmasına havale edilmiş durumda. Bir diğer zafiyet de tazminat sürelerinin oldukça sınırlı olması. Tazminatta yararlanabilen işsizlerin büyük kısmı için bu süre 6 ay, küçük bir azınlık için de en fazla 10 ay. İşsizlik uzadıkça tazminat hakkını yitiren işsiz sayısı da artacak. Bu eğilim İşkur verilerinde şimdiden görülmeye başlandı. 2020 yılı korkarım ki milyonlarca işsizin uzun süreler boyunca bir türlü iş bulamadığı ve bu çok boyutlu olumsuzluğun sancılarının yaşanacağı bir yıl olabilir.                   

 

 

Yorumlar (0)



Bu makaleye ait yorum bulunmamaktadır