05 Haziran 2020


İNSANI VE DEĞERLERİ RAKAMLARA FEDA ETMEK



Prof.Dr. Mustafa Çevik

A- A+

 

Derler ki dervişin biri yanından kucak dolusu elmayla geçen bir kıza;

 

“Nereye gidiyorsun?” diye sorunca,

Kız: ”Az ileride sevdiğim var ona elma götürüyorum” diye cevap verir.

Derviş: “Kucağında kaç tane elma var?” der.

Kız: “İnsan sevdiğine götüreceği şeyi hiç sayar mı?” deyince derviş elindeki tesbihi kenara bırakır.

 

Evet modern zamanların insanı küresel sermaye tarafından oluşturulan kurulu ve yapay yaşamlar, ihtiyaçlar ve kıtlıkların esiri oldu.

Din ve ahlak gibi manevi değerler ya yozlaştırıldı ya da dönüştürüldü. Dinlerin en yüce ve en ahlaki değerleri bile günlük ritüellere hapsedildi.

 

Dinlerin çoğu zaman geliş amaçlarının tersine hizmet ettiklerini görüyorsunuz. Dünyaya huzur ve barış getirmek amacıyla ortaya çıkmış dinlerin savaş ve şiddet gerekçesine dönüştürüldüğünü görüyoruz.

Var olan her şey ölçüye vuruldu. Yönetmek için ve pazarlamak için her şeyin ölçülebilir olması gerekiyordu.

Ağırlık, uzunluk, yoğunluk vs. ne varsa ölçülmesi gerekir. Toplumsal hayatın her alanında var olan mübadele ve değiş tokuş sisteminin gereğiydi bu ölçü birimleri.

 Ancak söz konusu olan manevi değerler olunca bu alanlarda nicelikten çok niteliğin önemli olduğu bilinen bir durumdur.

Nicelik modern insanın ruhunu esir alınca inancı, sevgiyi, aşkı, tutkuyu, nefreti de ölçmeye kalktı. Modernler kirlenmiş zihinleriyle metafizik alanın yüceliğini ve cazibesini göremeyecek kadar körleşti.

 

Niceliğin bu katı egemenliği insanlığın kutsal alanın deneyiminden ortaya çıkan her türlü geleneksel mirası küçülttü, paraya dönüştürüp nesneleştirdi.

Nesneleştirmenin en kestirme yolu ona nicelik kazandırmaktır. Nicelleştirme eğilimi çağın en büyük hastalığıdır.

Dinde, eğitimde, insan ilişkilerinde, devlet yönetimlerinde sürekli olarak niceliğin egemenliği ve niteliğin erimesine tanık oluyoruz.

 

Dindar insan kıldığı namazın, çektiği tespihatın ve yaptığı umresinin sayısına aldandı. Bilmem kaç bin kere Allah diyen birinin bazen bir kere bile Allah diyen biri kadar etkili ve nitelikli bir ruha ve iman coşkusuna sahip olamayabileceğini unuttuk.

 

Bu gaflet sevabın ve günahların katsayılara bağlı hesaplamalarına kadar götürdü insanı.

 

Eğitimde öğrencinin niteliklerinden çok onun sayılara ve rakamlara dökülen niceliksel başarısını önemsedik.

İnsan ilişkilerinde kişilerin iletişimindeki kaliteden çok iletişimdeki oranlara, rakamlara ve fiziksel durumlara hapsedilmiş bir iletişim şekli oluştu.

Demokrasilerde niceliksel çoğunluk niteliksel ve değerlere çevrelere egemenliğine dönüştü. Oysa biliyoruz ki bütün halk bir araya gelse bile niceliksel olan bu üstünlüğüne rağmen temel hakları yok etme meşruiyeti yoktur.

Bilimde zaten durum kaçınılmaz bir nicelik egemenliğine mahkum edilmiş durumdadır. Deneysel ve doğal bilimlerin kullandıkları sayısal ve istatistiksel yöntemin nitel bilimlerde de kullanıldığını görüyoruz.

İnsani olan birçok duygu durumları sayısal verilere dökülmekte ve böylece insan ve insana ait olan her şey nicel olarak ifade edilmektedir. Bu mananın, anlam dünyasının ve insan maneviyatının ve benliğinin somuta indirgeme ve hapsetme girişimidir.

Bu bilimsel yaklaşım salt fiziksel alanla sınırlı bir materyalist varlık anlayışına sahip pozitif bilimlerin hayatı somuta ve maddeye hapsetmesidir. Sosyal ve beşeri bilimler artık nesneleştirilme tehdidi altındadır.

Gün geçtikçe insan ve insanın anlam dünyası nicelleştirilerek sayısal ve deneysel bilimlerdeki niceliksel egemenliğin pekişmesine yardım edilmiş oldu.

Benzer şekilde hayatın her alanında var olan bu niceliğin egemenliği durumu aslında insanın materyalizm ve kapitalizm tarafından teslim alınmışlığının ve kuşatılmışlığının işaretidir.

İnsanlığın yeni bir bilim, insan, eğitim ve varlık anlayışına ihtiyacı vardır. Modernizmin dayattığı paradigmanın insanlık için tek doğru yaşam tarzı olduğu inancının yıkılması gerekir.

 

(20 Eylül 2015, Yeni Söz Gazetesi)

 

Yorumlar (0)



Bu makaleye ait yorum bulunmamaktadır