26 Kasım 2020


Türkiye’nin İsrail Dostluğu



Muhammet Mehdi ERDOĞMUŞ

A- A+

Düşmanların beni düşmanın bilsin,

Dostluğumuza bir darbe inmesin!

--

Türkiye’nin ilk Müslüman ülke olarak İsrail’i resmen tanıdığı 1948 yılından bugüne, bazen durağan ancak hep yükselen düzeyde seyreden bir ilişkiye sahip olmuştur.

Başlangıcından itibaren dostluk ve ittifak temelinde gelişen ilişkiler her iki ülkenin de çıkarlarına hizmet ettiği söylenebilir. Türkiye-ABD ilişkileri de bu temelde gelişmiştir. Ne yazık ki bu ilişkilerde daha çok ödün veren taraf hep Türkiye olmuştur.

Özellikle son on yılda, ilişkiler iki tarafın stratejik politikalarıyla iç siyasete taşınmış ve toplumun dikkatleri gerilim marifetiyle başka alanlara çekilmiştir. Filistin-Gazze olaylarıyla tırmandırılan gerilim siyasetinin arka planında İsrail yayılmacılığının önünün açıldığı artık bir sır değildir.

2009 Davos ve 2010 Mavi Marmara krizleri yaşanırken Türkiye-İsrail arasında ithalat ve ihracatın en fazla büyüdüğü dönem olmuştur. Söz konusu krizlerin ve Gazze gerilimin iç siyasette iki tarafın da iktidarlarına hizmet ettiği kadar İsrail çıkarlarına daha çok hizmet ettiğini ancak çok sonraları anlıyoruz.

Aynı şekilde Irak, Suriye, Libya işgallerinin arka planında İsrail’in güvenliği ve çıkarları olduğundan kuşku yoktur. Arap ülkelerinin tek tek açıktan İsrail ile diyalog kurmaları ve İsrail ile anlaşmalar imzalamaları bu sürecin sonuçlarıdır.

Bu süreçte Türkiye’nin nasıl bir rol aldığı Arap Baharı ve Irak, Suriye, Libya savaşlarındaki öncülüğünden anlamak mümkündür. Trump yönetiminin İsrail’in işgal ettiği topraklardaki varlığını meşrulaştırması ve ABD Büyükelçiliğinin Kudüs’e taşınmasına kayda değer bir tepki verilmemesi ilişkilerin biçimini yeterince açıklamaktadır.

Esas itibariyle Ortadoğu Projesi Eş Başkanlığı (BOP), açık ve gizli gelişmelerde Türkiye’nin rolünü göstermesi bakımından hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak derecede açıklayıcıdır. İsrail ile yaşanan gerilimin bu gerçeği perdelemeye yönelik olduğu anlaşılmaktadır.

Muhtemelen bu sürecin tamamlanmasıyla AK Parti iktidarının da sonuna gelinecektir. Arap ülkelerinin İsrail ile açık ve resmi anlaşmalar yapması Türkiye’nin rolünü de azaltacak ve bölgesel etkinliğini zayıflayacaktır.

Yapılması gereken; Türkiye’nin istikametini yeniden Avrupa’ya çevirmesi ve ilişkilerini sağlam siyasi bir zemine oturtmasıdır. Bunun için de yeni bir siyasete ve yeni bir siyasal iktidara ihtiyaç vardır. Bu hassas sürecin makuliyet ve suhulet ile gerçekleşmişini diliyorum.

--

Şeytan bu bir yolunu bulur girer kanına sorgulamazsan eğer,

Sana imamı şeytan, şeytanı imam gösterir !

Kıblen şaşar doğru sanırsın!

 

Yorumlar (0)



Bu makaleye ait yorum bulunmamaktadır