12 Mayıs 2021


Türkiye-ABD: Sanmayın ki değişen sadece Washington yönetimidir



Haluk ÖZDALGA

A- A+

Washington’da göreve başlayan Joe Biden yönetimi Türkiye için ne anlama geliyor? Önemli görevlere atanan yöneticilerin özgeçmişleri, kuşkusuz öngörülerde dikkate alınması gereken bir unsur. Ama değişen sadece Washington’daki yönetim değil; dünya da artık farklı bir yer.

Soğuk Savaş sonrası erken yıllarda ABD tartışmasız tek süper güç idi. Rusya’ya neredeyse üçüncü dünya ülkesi gözüyle bakılıyordu. 1991’de Çin ekonomisi ABD’nin sadece %6’sı kadardı. İttifaklar önemini yitirmişti. Varşova Paktı dağılmış, NATO’ya gerek olup olmadığı tartışılıyordu.

Ama tek kutuplu dünya kısa sürdü. Bugün Rusya ekonomik ve teknolojik açıdan olmasa da askeri açıdan süper güç. Çin’in milli hasılası ABD’nin %67’si ve 2020’lerde onu geçecek. Singapur’un kurucu babası Lee Kuan Yew’in ifadesiyle, Çin’e karşı “büyük bir oyuncu gibi davranmak doğru değil; dünya tarihinin en büyük oyuncusu.”

Çin ve Rusya İlişkilerinin Ortadoğu’ya Yansımaları, Ekonomi Yusuf Emre Koç  | Kriter Dergi

Çok farklı koşullarda da olsa, büyük devletlerin rekabeti dönemine geri döndük. Şimdi ittifaklar yine ön planda ve değişen koşullara uyum sağlayacak şekilde yenilenecek.

Amerika’nın etkili dış politika uzmanlarından Prof. Graham Allison 2020 baharında yayınlanan çarpıcı makalesinde “etki alanları, güç dengeleri ve ittifaklar” gibi kavramların 21. yüzyılda da geçerli olduğunu vurguladı. “İttifaklar sonsuza kadar sürmez” diyen yazara göre ABD, NATO ve dışındaki çok sayıda müttefiki ile devam edemez. İttifak yenilenmesi için bankalar gibi stres testi yapmak gerekiyor. Mesela Riga’da Rus işçilerin ayaklanması nedeniyle Rusya Letonya’nın bir kısmını işgal ederse (Kırım 2.0), Batı askeri müdahalede bulunacak mı? Çin Tayvan’da askeri güç kullanırsa Batı nasıl cevap verecek? Her üyenin kattığı değerleri ve riskleri de dikkate alarak, “Pakistan, Filipinler, Tayland, Letonya, Suudi Arabistan ve Türkiye” dahil ittifak yapısının gözden geçirilmesini öneriyor.

Amerika’da hem Cumhuriyetçiler hem Demokratlar arasında saygın isim eski Savunma Bakanı Robert Gates kısa süre önce, Türkiye’nin S-400 alımını da eleştirdiği yazısında, otoriterliğe kayan müttefikler için yeni yöntemler bulmak gerektiğine işaret etti. NATO tüzüğünde üyeliğe son vermek olanaksız ama Gates’e göre “üyeliğin askıya alınması veya başka cezalandırıcı adımlar gibi yaratıcı diplomasi mümkün.”

Biden yönetiminin çiçeği burnunda Dışişleri Bakanı Tony Blinken’in Türkiye’yi “sözde müttefik” diye nitelendirmesi böyle bir arka plan çerçevesinde okunmalı. Bunlar Blinken irticalen konuşurken ağzından kaçıveren sözcükler değil. Yakın çalışma arkadaşlarıyla yaptığı ön değerlendirmelerin ürünü. Zaten Washington’da Türkiye’nin NATO üyeliğinin artık “kağıt üstünde” kaldığı ilk kez söylenmiyor. Benzer şekilde AB adaylığının kağıt üstünde kaldığı da Avrupa başkentlerinde sıklıkla ifade ediliyor.

Türkiye’nin NATO üyeliği kağıt üzerinde kalmıştır – Rojeva Kurdistan

Elbette işin bir de Türkiye yönü var. Türkiye Batı ittifakı içinde kalmak isteyip istemediğine artık karar vermeli. Bağımsız ve egemen bir ülkenin iktidarı olarak AKP’nin eli serbest. Batı ittifakının dışına çıkabilir. Rusya-Çin çizgisine kayabilir veya siyasal İslamcılık temelinde “Türkiye ekseni” oluşturmaya çalışabilir.

AKP’nin dikkate alması gereken değişik faktörlerden biri herhalde kendi yandaşları. Biden hile ile seçildi, yardımcısı Mike Pence’in ihaneti sayesinde başkan oldu, Amerika dahil Batı önlenemez bir çöküş içinde ama Türkiye tarihi bir yürüyüşe başladı diyen en candaş tabanın tercihi belli.

Benim önerim, karar vericiler aynı zamanda Allison’un işaret ettiği stres testlerini yapmayı ihmal etmesin. Elbette Türkiye’nin çıkarları penceresinden. Bu testler için Ege, Doğu Akdeniz, Suriye, Kuzey Irak dahil senaryolar kolayca bulunabilir.

İçinde bulunduğumuz dönemde Ege ve Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin çıkarlarına uygun bir çözüm bulabilmek, içine düştüğümüz ürkütücü tecrit nedeniyle zor. Tecrit koşulları lehte değişene kadar gerçekçi yol, Ege ve Doğu Akdeniz ihtilaflarını dondurmak olmalı.

Biden yönetimi dış politikasının ana unsurları büyük ölçüde belli oldu. Rusya ve Çin’e karşı stratejik rekabette, ilk hedef ABD-Avrupa eksenini temel alan etkili bir özgürlükçü demokrasi ittifakı inşası. Washington’un bu yıl toplayacağı “demokrasiler zirvesi” bu inşaya dönük. İkincisi, askeri olmayan yöntemlere ağırlık verilecek.

Türkiye açısında S-400’ler gündemdeki ilk kritik sorun. Yerli ve yabancı yorumcuların çoğu, Ankara’nın S-400’lerden vazgeçmesinin artık mümkün olmadığını düşünüyor. O durumda Türkiye’nin Batı ittifakından ayırılışı ivme kazanacak.

Ama baştan beri görüşüm farklı oldu ve AKP iktidarının ipi sonuna kadar gerdikten sonra, kopmadan önce son anda S-400’lerden vazgeçmesinin daha büyük ihtimal olduğunu ileri sürdüm. Basit bir gerekçem var. Ankara’da hiçbir iktidar, S-400 alımının doğuracağı ağır riskleri yüklenmeyi herhalde istemez. AKP dahil.

Türkiye neden S-400 aldı? İşte dünyadaki en iyi hava savunma sistemlerinden  S-400’ün teknik özellikleri

Ankara’dan gelen işaretler şimdi, S-400’leri Suriye, Libya, vs. gibi pek çok başka sorunu da içeren kapsamlı bir pazarlık paketi içinde ele alma eğilimini yansıtıyor. Bu yaklaşım netice vermeyebilir. Biden yönetimi sanırım her konuda müzakereye açık olacak. S-400’lerde vazgeçilirse doğal olarak yaptırımlar son bulacak. Ama bunun dışında S-400’lerle ilişkilendirilecek konu F-35’ler. O programa başlangıçtaki koşullarda dönüş zor olabilir.

S-400’lerden vazgeçilmesi, Batı kurumların içinde yer almanın sınırsız garantisi değil. İşleyen bir demokrasiye dönmeden, 5. sınıf yargı bağımsızlığı ve 5. sınıf basın özgürlüğü ile 21. yüzyılda Türkiye o kurumlar içinde yoluna devam edemez.

Biden Amerikan siyasetinde ılımlı ve merkezde bir siyasetçi. İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemin küresel lideri Amerika’da bugüne kadar seçilen başkanlar içinde dış politikada en deneyimlisi. Kaderin cilvesi, pek çok denemeden sonra başkan seçilmesi dünyanın kritik bir dönemeçten geçtiği döneme denk geldi.

3 Kasım seçimlerden sadece birkaç gün sonra yaptığımız analizde, Amerikan siyasetinde Biden’ın dış politikada “özgürlükçü demokrasi yanlısı enternasyonalist” ve aktivist bir çizgiyi temsil ettiğine işaret etmiştik (liberal internationalist). Şu ana kadar gelişmeler bunu doğruluyor. Kurduğu ekip genellikle kendisi gibi ılımlı ve siyasi merkezdeki kişilerden oluşuyor (Amerikan jargonuyla ‘centrist’). Ortadoğu ve Kuzey Afrika koordinatörü seçilen Brett McGurk da dahil. Ankara’nın hoşlanmaması McGurk’u şahin yapmıyor.

Biden döneminde Türkiye açısından iki kritik başlık oluşturacak S-400’leri ve Suriye’yi, izleyen iki yazımızda daha ayrıntılı ele alacağız.  

 

 

 

 

 

 

Yorumlar (0)



Bu makaleye ait yorum bulunmamaktadır