29 Ocak 2022


Terörizmin Politik Psikolojisi



Serhat Şabap

A- A+

GİRİŞ

Terörizm, kavramsal olarak muğlaklığı bulunan, çıkar gruplarının yaklaşımları özelinde farklı bakış açılarıyla değerlendirilebilen ve analizlerinin bilimsel gerçekliği hususunda da tartışmaların olduğu bir kavram.

Tarihçesi veya tanımlanması açısından birtakım belirsizlikler bulunmasına karşın bütün bu yaklaşımların ortak özelliği, terörizmin temel yapısının ‘insan’ faktörünü üzerine inşa edilmiş olmasıdır. Buna göre rahatlıkla ifade edebiliriz ki ‘insanı’ ve ‘insan psikolojisini’ göz ardı ederek yapılacak olan bir değerlendirme temelde de zayıf kalmakla birlikte meselenin anlaşılırlığını tahrip eder. 

Terörizm ve insan psikolojisi özelindeki ilişkilendirmeden yola çıktığımızda ise politik psikolojinin varlığıyla karşılarız.

Politik psikoloji; bireylerin ve grupların kolektif belleklerinden yansıyan tutumların psikolojik ve sosyolojik çerçevede, politik sonuçlar üzerindeki etkisini değerlendiren tarihten ekonomiye, antropolojiden felsefeye kadar uzanan farklı disiplinleri kendi değirmeninde öğüten, interdisipliner bir alandır.

Farklı ve karmaşık bilimsel yaklaşımları kendi değirmeninde harmanlayarak bir çıkış yolu sunan Politik Psikoloji, bu noktada terörizmin sahip olduğu muğlaklığa bir çözüm sunacaktır. İnsan psikolojisinin bu yaklaşımın merkezinde olması ve terörizmin hem yapısı hem de etkisi bakımından küresel bir muhtevaya sahip olması ise bu çalışmada terörizmi, Politik Psikoloji bağlamında bir incelemeye yönelten temel motivasyonlardır. 

Çalışmanın temel gayesi terörizmin objektif ölçütler çerçevesinde bir tanımının yapılması ve teröre sebep olan psiko-sosyal faktörlerin doğru analiz edilmesidir. Ülkemizin ve yakın coğrafyamızın kanayan bir yarası olan terör gerek maddi gerek manevi tahribatı net olarak tespit edilemeyen bir ‘hastalıktır’.

Bilindiği üzere hastalığın tedavisine giden süreçte önemli olan hastalığın öncelikle teşhis edilebilmesidir. Buradan yola çıkarak terörün ve teröre sebep olan ana etmenlerin doğru tespit edilebilmesi, tespit edilen unsurların ortadan kaldırılması veya varlıksal etkisinin en aza indirilebilmesi bu çalışmanın tercih sebebidir.

Ayrıca terörizmin sebepleri konusunda temelde iki anlayış söz konusudur. İlki terörizmin mağduriyetlerin sonucunda oluştuğudur, ikincisi ise terörizmi bilinçli tercihlerin sonucu olarak görmektedir.[1]

Terör ile ilgili bütün farklı yaklaşımlara karşın ‘insanın’ temel unsur olarak şekillenmesinin yanı sıra terör faaliyetlerinin yaygınlığı ele alındığında, demokrasinin ve insan hakları bilincinin gelişmediği ‘stratejik’ ve ‘jeopolitik’ merkezli güvenlikçi yaklaşımların yaygın olduğu, anti-demokratik yönetimlerin egemen olduğu bölgelerde daha çok filizlenip yeşerdiğidir.

Görece demokrasi ile anılan ve dünyaya demokrasi ihraç eden ülke olarak kendini tanımlayan Amerika’da dahi gerçekleşen terör motivasyonlu şiddet eylemleri incelendiğinde, demokrasiden nemalanamayan ve mağduriyet yaşayan grupların varlığı ile karşılaşılacaktır.

Buradan yola çıkarak çalışmada yanıt aranacak bir diğer soru ise terör-demokrasi ilişkisi olacaktır.

Terörizmin Politik Psikolojisi:

Terör, kavram olarak zihin dünyamızda olumsuzluk olarak da nitelendirebileceğimiz; şiddet, kaos ve dehşet kavramlarını çağrıştırır.

Terör ile ilgili farklı yaklaşımlar ortaya konulsa da temelde iki ana süreçte işlendiğini ifade edebiliriz.

İlki ‘yukarıdan aşağıya’ terör, yani devlet eliyle gerçekleştirilen şiddet eylemleri için kullanılır.

‘Aşağıdan yukarıya’ olarak ifade edilen diğer bir terör tanımıysa siyasi yönetime karşı şiddet içeren örgütlenmiş hareketleri içermektedir.

 Bu da kendi içinde motivasyonlarına göre ideolojik (sol ve sağ) terörizm, etnik ayrılıkçı/milliyetçi terörizm, dini motivasyonlu terörizm gibi üç ana gruba ayrılmaktadır[2].

Terör örgütlerinin faaliyet alanlarını ve ortaya çıktığı bölgeleri incelediğimizde terör-demokrasi ilişkisinin de bir bağlamda incelenmesinin elzem olduğunu ifade edebiliriz.

Demokrasinin iyi işlediği, hukukun egemen olduğu, herkesin ve her kesimin haklarıyla hukuk güvencesinde varlığını sürdüren toplumlarda terör faaliyetlerinin, anti-demokratik yönetimlerin bulunduğu bölgelere nazaran çok daha az olduğunu gözlemlemekteyiz.

Buradan yola çıkarak şunu ifade edebiliriz ki, toplumun ‘ötekileştirilen’ grupları veya mağduriyete maruz kalan kesimleri psiko-sosyal zeminde teröre daha eğilimlidirler.

Bulunduğu topluma aidiyet hissedemeyen, yani ötekileştirilmiş bir ferdin eğitimli/eğitimsiz terör faaliyetlerinin atmosferine çekildiğini söyleyebiliriz.

Özetle demokrasinin olmadığı bölgelerde, doğal olarak toplumun içeresindeki bir grup statükoyu elde eder ve geri kalan grupları ötekileştirerek mağduriyetler yaşatır.

Bu mağduriyet süreci ise bireyleri teröre, yani şiddet eylemlerine yönlendirir.

Ötekileştirilen bireylerin şiddete yönelmesiyle ilgili birçok çalışma mevcut olmasına karşın  ilgili çalışmaların şiddetin yönelimi, boyutu ve şiddet eyleminin şekli gibi konularda genel geçerliliği bulunmamaktadır.

Bu değerlendirilmelerin yanı sıra “Türkiye’de Terörizmin Politik Psikolojisi” kitabının yazarı Abdülkadir Çevik ise olgunlaşmamış insanların her türlü olumlu ve olumsuz gelişmeden otorite olarak devleti sorumlu tuttukları ve beklentilerinin karşılanmaması durumunda ortaya çıkan hayal kırıklığının, öfke ve düşmanlık duyguları yarattığı ve bu duygulara bağlı olarak da aktif veya pasif saldırganlıkların ortaya çıkabileceği kaydedilmektedir[3]

Çevik, bu yaklaşımı ile hak mahrumiyeti yaşayan grupların veya bireylerin teröre yönelebileceğini ifade ediyor.

Çevik çalışmasında, teröristlerin genellikle 25 yaşın altında oldukları, mağdurluk ve ezilmişlik motivasyonuna sahip oldukları, bölünme ve yansıtmalı özdeşim gibi savunma mekanizmalarına başvurduklarını kaydetmekte ve literatürde teröristlerin psikopatolojik kişilik bozukluğundan muzdarip olduklarını ileri süren görüşü takip ederek, Türkiye’deki teröristlerin narsistik kişilik bozukluğuna sahip olabilecekleri çıkarımını yapmaktadır[4].

Bu noktada terör ve terörizm özelindeki tartışmaları teröristlerin kişilik özelliklerine indirgeyerek bu temel üzerinde ilerlemenin ise meselenin özündeki çözüm yolundan bizi uzaklaştıracağını da dikkate alarak değerlendirmenin daha faydalı olacağı kanaatindeyim.

Ötekileştirme olgusu özelinden ilerlemek gerekirse toplumda ‘nefes alamayan’ bireylerin kimliğine, rengine, cinsine veya onu öteki kılan özelliklerine ‘değer atfeden’ gruplara katılmak, dahil olduğu toplulukta kendi kimliğini inşa etmek gibi teröre katılım konusunda bir motivasyon olabileceğini ifade edebiliriz.

Farklı etmenlerden ötürü ötekileştirilen bireyler bir araya gelerek yeni bir kimlik ve varlık inşa süreci içerisine girebilirler.

Nitekim, teröristlerin grup davranışlarına ilişkin olarak, bir teröristin terör örgütüne katılarak, aidiyet ve sahiplenilme duygusu yaşadığının altını çizmektedir.[5]

Bu noktada terörizm ve psikopati tartışması çerçevesinde devam etmek istiyorum. Öncelikle tekrar belirtmek istiyorum ki terörizmi, tamamen teröristlerin kişilik özelliklerine indirgeyerek bu bireyleri suç işleyen ve toplumun huzurunu bozan bir şiddet eylemcisine iten faktörleri ihmal ederek yaklaştığımız takdirde sorunların çözümünden ve meselenin gerçekliğinden uzaklaşırız.

Kötücül olarak adlandırabileceğimiz, nefret, şiddet, kıskançlık… vs duygular ve bunların ilerleyen boyutları olan, öldürmek, zor kullanmak, toplumsal değerleri tahrip etmek gibi en uç noktada esas olarak bütün bu duygular insanın özünde bulunur.

Bireyi iyi ile kötü arasındaki ince çizgide yolun sağına veya soluna taşıyacak olan etmen ise hangi omuza ağırlık verildiğiyle ilişkilidir.

Bu durumun yanı sıra bireyi psikopati eşiğine getiren süreçte irade önemli olmak birlikte kişinin yaşadığı travmalar ve sosyolojik uyumsuzluk da önemli etkenlerdir.

Nitekim, psikopat kişinin en önemli özelliği sosyal ve toplumsal kurallara uyum sağlamada gösterdiği isteksizliktir. Bütün psikopat kişiler şiddet davranışında bulunmazlar, ama şiddet, saldırgan eğilimli psikopat davranışın dışarı çıkması için bir kapıdır[6].

Teröristlerin grup içerisinde var olabilmeleri için sahip olmaları gereken özellikler ile bir psikopatın kişilik özelliklerinin uyuşmadığını ifade edebiliriz.

Nitekim, terörizmin psiklojisi üzerine geniş eksenli çalışmaları bulunan Sayar da böyle ifade ediyor:

Psikopatlarda genelde görülen ‘ben’ merkezcilik,  terörist liderlerin üye seçerken aradıkları bazı özelliklere zıt düşmektedir: Bunlar arasında yüksek motivasyon, disiplin ve herhangi bir yakalanma ya da hapis durumunda stresle karşı karşıya gelindiğinde güvenilir kalabilme yeteneği sayılabilir. Teröristlerin kurban seçimleri de psikopat katillerin kurban seçimlerine ters düşmektedir.[7]

Terörist, örgüte sadakat ve bağlılığın sonucu olarak üyeler arasında özel bir dilin zuhur ettiğini söyleyebiliriz[8] Psikopat kimliğiyle doğrudan özdeştiremeyeceğimiz bu bireylerin ait oldukları gruplara olan aidiyet sürecinde her türlü eylemi göze alırlar ve aralarında özel bir dilin ‘köprülerini’ kurarlar.

Bu özel dil, terörist eylemlere ideolojik bir anlam verilmesinin yanında, terörist bireylerin yapmış oldukları eylemin sorumluluğunu üzerlerinden atmalarını da sağlar.  Buna ek olarak, yapılan eylemlerde can vermek terörist örgüt için bir prestij unsuru olarak kabul edilmektedir.[9]

Ahlaki normları toplumun genelinden ayrışan teröristlerin, ölüm ile sonuçlanan faaliyetlerinin arkasındaki zihin dünyalarını anlamamız bu noktada büyük önem teşkil etmektedir.

Terör örgütleri tedhiş eylemini rutinleştirerek bunun verebileceği suçluluk duygusunu bertaraf etmek isterler. Rutinleştirme bireylerin olayları bilinçli yapmalarını ve karar vermelerini engellemekte yani kısaca ahlâkî yargılarını kısıtlamaktadır.[10]

Teröristler uğradıklarını düşündükleri yasal haksızlıkları tespit edip bunların propagandalarını yapmada ustalaşırken, temel sebepler ile terörizmin ortaya çıkışı arasındaki bağlantılar pek araştırılmamıştır. 2003’te Oslo’da yapılan “Terörizmin temel Sebepleri” başlıklı konferansta belirtildiği üzere aşağıdaki temel sebeplerin terörizmin ortaya çıkışına öncülük ettiği düşünülmektedir:

- Demokrasi, kişisel özgürlükler ve yasal düzen eksikliği,

- Başarısız ya da zayıf devlet

- Hızlı modernleşme

- Uç noktadaki laik veya dini ideolojiler

- Siyasi şiddetin, iç savaşların, darbelerin, devrimlerin veya diktatörlüklerin tarihsel kalıntıları

- Güç eşitsizliği veya üstünlük

- Gayrimeşru veya bozulmuş hükümetler

- Gayrimeşru hükümetleri destekleyen güçlü dış aktörler

- Yabancı istilacılar veya sömürgeci güçler tarafından bastırılma

- Etnik veya dini kökenler nedeniyle ayrımcılık yaşama

- Devletin, karşıt görüşlü grupları veya oluşmakta olan sosyal sınıfları entegre etmede başarısız veya isteksiz olması

- Sosyal adaletsizlik

- Karizmatik ideolojik liderlerin varlığı

- Tetikleyici olaylar

Bu temel sebepler öncelikle “neden” sorularına cevap verir (mesela “Neden terörist olunur?” gibi). Oysa “nasıl” soruları bize hangi faktörlerin insanların terörizmle ilgilenip iştirak etmelerini etkilediğini anlamada daha çok fikir verir[11]

 

SONUÇ VE DEĞERLENDİRME

Çağımızın en önemli problemlerinin başında gelen terörizm, dünyaya korku yaymaya devam ediyor.

Terörün ortadan kaldırılabilmesi için, bireyleri terör faaliyetlerine sürükleyen sebepleri doğru teşhis ederek çağın şartlarına uygun bir perspektiften hadiseyi ele almalıyız.

Bu noktada doğru teşhis, çözüme giden yolun en önemli adımıdır. Bir sonraki adım ise çözüm yolunda gösterilecek iradenin sağlamlığıdır. Bu şartlar sağlandığı takdirde, terör ve terörizmin dünyaya dehşet saçan etkisini sonlandırabiliriz.

İnsan psikolojisini merkeze almayan her türlü gayret sınırlı kalır ve çözüme giden yolu daha dolambaçlı bir hale getirmekten de öteye gidemez.

Bugün özelinde demokrasi ekseninde bir yorum yapmak gerekirse, demokrasinin bir gereği olarak her bir yurttaşın hakları hukuk önünde eşit kabul edildiği takdirde, toplumda ötekinin oluşumunu engelleyerek mağdur sınıfın oluşmasının önüne set çekebiliriz.

Demokrasinin özümsendiği ve bu ilkelerden taviz verilmediği noktada toplumsal bütünlük sağlanır ve otorite, meşruiyetini tam anlamıyla halkın özgün iradesinden alır.

Özetle demokrasinin içselleştirildiği toplumlarda terör ve terörizmin zemin bulamayacağını ifade edebiliriz.

Terör ve terörizm konuları başta ülkemizde olmak üzere coğrafyamızda bir nevi mayınlı alan haline getirilerek tartışılmaz kılınmıştır. Nitekim ‘terörist’ kimliğinin dahi siyasetin belirlediği konjonktürde durum içinden çıkılmaz bir hâl almakta. Bu gerçeği göz ardı etmeden soruna rasyonel bir çerçeveden bakabilmeli ve başta coğrafyamız olmak üzere barışı bütün dünyada egemen kılmak için gayret göstermeliyiz. 

İlerleyen çalışmalarda da kangrenleşen problemlerimize Politik Psikoloji perspektifinden bakış açısı sunarak çözüm yolları aramaya gayret edeceğiz.

 

 

 

[1] Çitlioğlu, Ercan., Dedemen, Fatih (2014) Terörizmi Anlamak, 26

 

[2] Demir, Cenker Korhan (2019). Terörizm Ve Terörizmle Mücadele, Güvenlik Yazıları Serisi, No.26, 2

 

[3] Evre, Bülent (2016). Kitap İnceleme: Türkiye’de Terörizmin Politik Psikolojisi, EUL Journal of Social Sciences, 205-206

 

[4] Evre, Bülent (2016). Kitap İnceleme: Türkiye’de Terörizmin Politik Psikolojisi, EUL Journal of Social Sciences, 205-206

 

 

[5] Evre, Bülent (2016). Kitap İnceleme: Türkiye’de Terörizmin Politik Psikolojisi, EUL Journal of Social Sciences, 205-206

 

 

[6] Sayar, Kemal, Terörün Psikolojisi, https://kemalsayar.com/insana-dair/terorun-psikolojisi , (Erişim Tarihi: 23.02.2018)

 

[7] Sayar, Kemal, Terörün Psikolojisi, https://kemalsayar.com/insana-dair/terorun-psikolojisi , (Erişim Tarihi: 23.02.2018)

 

[8] Sayar, Kemal, Terörün Psikolojisi, https://kemalsayar.com/insana-dair/terorun-psikolojisi , (Erişim Tarihi: 23.02.2018)

 

[9] Sayar, Kemal, Terörün Psikolojisi, https://kemalsayar.com/insana-dair/terorun-psikolojisi , (Erişim Tarihi: 23.02.2018)

 

[10] Sayar, Kemal, Terörün Psikolojisi, https://kemalsayar.com/insana-dair/terorun-psikolojisi , (Erişim Tarihi: 23.02.2018)

[11] Sayar, Kemal, Terörün Psikolojisi, https://kemalsayar.com/insana-dair/terorun-psikolojisi , (Erişim Tarihi: 23.02.2018)

 

 

 

Yorumlar (0)



Bu makaleye ait yorum bulunmamaktadır