25 Ekim 2020


Ruh Sağlığımızı Korumanın Yolları!



Muhammet Mehdi ERDOĞMUŞ

A- A+

Sorsan dünde kalan Firavun’ un zulmüne karşı,

Lakin gel gör aynı cahil bugünün Firavunlarına el pençe hizmetkâr…

 

--

Son bir kaç yazımda ülkenin dış politikada yaşadığı olumsuzluklar üzerinden diplomasi, uluslararası ilişkiler ve NATO konularına değinmiştim. Dış politikamızdaki akıl almaz basitliğin, sıradanlığın, itibarsızlaşmanın nedenlerini anlamaya çalışırken, gündem değişikliği ile dikkatlerimiz yeniden içerde yaşanan olaylara çekildi.

Biz, olup bitenleri anlamaya, yazmaya çalışırken ülkeyi yönetenlerin ve birinci derecede sorumluluk taşıyan siyasetçilerin dış politika gündeminden uzaklaşması gerçekten akıl erdiremediğimiz trajikomik bir durumdur.

Aydınların, Aksaçlıların, akıl ve vicdan sahibi insanlarımızın çağrılarına ve uyarılarına rağmen, yöneticilerin ve politikacıların “her şey yolunda” gibi davranmalarını ve umursamaz tavırlarını ancak “akıl tutulması” olarak izah etmek mümkündür.

Ne yazık ki politikacıların bu tutumu karşısında bizim de ‘akıl ve ruh sağlığımızı korumak’ gibi bir sorumluluğumuz var ancak bunu ‘ne kadar veya nereye kadar başarabiliriz?’ sorusunun cevabını bulmak oldukça zor görünüyor.

Gerçekten de politikacıların, özellikle de iktidar mensuplarının pişkin davranışları ve hamasi nutukları psikolojimizi, akıl ve ruh sağlığımızı olumsuz etkilemektedir.

Devamlı gerilim, gerginlik ve öfke siyasetine muhatap olmak, sonu gelmez operasyonel gözaltılar ve tutuklamalar bir toplum için veya düşünen, akleden, sorgulayan kesimler için bir sağlık sorununa neden olmaması, bir travmaya yol açmaması düşünüle bilinir mi?

Toplumsal bir travma yaşadığımızı düşünüyorum. Akıl ve ruh sağlığımızın bozulduğuna inanıyorum. Aynı kaynaktan su içip deliler kervanına katılamazsak Akıl Hastanelerine kapatılmamız hiçte uzak görünmüyor!

Çok geç kaldığımızı kabul ediyorum ancak Akıl Hastanesine yatmamak için ruh sağlığı yerinde görünenlere uymak için hala bir fırsatımızın olduğunu düşünüyorum, şöyle ki;

İktidar sözcülerine ve ana akım medyada çıkan haberlere inanarak bir biatçı rahatlığıyla yastığa baş koyup derin uyku çekebiliriz.!

İktidara ve ana akım medyaya inanmıyorsak, muhalefet partilerinin ve sözcülerinin iktidar gündeminin peşinden koşarak sahneye koydukları Tiyatro oyununu izleyerek rahatlayabiliriz.!

İktidarın asılsız müjdelerine, yalan vaatlerine bir aptal rahatlığı ile inanıp geleceği düşleyebiliriz. Aptalların gelecek endişesi olabilir mi?

Korumalar eşliğinde ve koruma araçlarında güven içinde dolaşan, saraylarda, malikânelerde güvenlik çemberinde yaşayan efendilerimizin can güvenliklerinden emin bir ruh haliyle yaşamayı deneyebiliriz.  

Bizi yönetenlerin, Covid 19 için her gün test yaparak hastalıktan korunduklarının bilgisiyle rahatlayıp kendimiz için hiç endişe duymadan “kaderde ne varsa o olur” anlayışıyla yaşamaya devam edebiliriz.

Başımızda Kur’an okuyan, salavat getiren, Namaz kılan yöneticiler, politikacılar varken “bize bir şey olmaz” deyip Covid’i umursamadan ve korunmaya dahi gerek duymadan çarşı-pazar dolaşarak alış-verişin keyfini çıkarabiliriz.!

Dolar ve Euro’nun yükselmesi, Bütçe ve cari açıklarının büyümesi, Türkiye’nin borçlarını ödeyemeyecek duruma gelmesi, krizin derinleşmesi neden sorun olsun? “Yeter ki Ezanlar susmasın, camiler kapanmasın” veya “Bayrak inmesin, Vatan bölünmesin” edebiyatımız etsin.!

Her gün öldürülen gençlerimiz için yas tutmaya, gözyaşı dökmeye, üzülmeye gerek duymayanların kervanına katılarak, “Şehitler ölmez, Vatan bölünmez” sloganları atarak psikolojik bunalıma düşmekten ve Akıl hastanelerine kapatılmaktan kurulabiliriz!

KHK ile aydınları, gazetecileri, siyasetçileri, öğretmenleri, askeri öğrencileri “hain-terörist” diye demir parmaklıkların arkasına tıkan iktidarı haklı görüp ‘haindir canım bunlar, devlet yalan mı söyleyecek, bunları asmak gerek” diyecek hamakat ve cehalet rahatlığı içinde vebale aldırmadan huzur duyabiliriz.!

Buna rağmen rahatlayamıyorsak yakınlarımızda inşaatlarda, restoranlarda, fındık ve pamuk tarlalarında çalışan emekçi Kürtlere saldırarak, kadınlarını yumruklayarak stres atanların kervanına katılmak da mümkün!

Bütün bunları onaylayarak yoksulluğa, sefalete, işsizliğe, açlığa şükredip iktidarın yolsuzluk ve talanını meşru görmek, hatta dini fetvalarla helal saymak varken, ülkenin dertleriyle dertlenmek ruh sağlığını bozmaz mı?

Nasıl olsa Türkiye dünyanın kıskandığı büyük bir ülke olma yolunda, var olan sorunlar bunun sancısıdır diyerek  “sancı geçerse her şey hal olacak” rahatlığı içinde olmak varken gama ne gerek var!

Başarabileceğimizi hiç sanmıyorum ancak iktidar ve yandaşlarının mutluluk veren bu inanılmaz halisünasyonu nasıl gördüklerini merak ediyorum.

Bize Akıl Hastanesi yolu göründü galiba!

--

 

Katlanılmaz geliyorsa bu akıl almaz cahillik!

Ya savaşıp uğruna ödenecek bedel insanca,

Ya da cahilliğe kapılıp yaşanacak hayvanca…

 

Yorumlar (0)



Bu makaleye ait yorum bulunmamaktadır