26 Kasım 2020


Dönüşüm Yaşayan Sömürü Düzeninin Değişmeyen Aktörü : Fransa



Serhat ŞABAP

A- A+

Dönüşüm Yaşayan Sömürü Düzeninin, Değişmeyen Aktörü: Fransa

Sömürgecilik, bir devletin, kendi ülkesinin sınırları dışında; başka ulusları, devletleri, toplulukları siyasal ve ekonomik egemenliği altına alarak hakimiyet kurması anlamına gelir. Dünya tarihinde sömürgecilik ise ilk insan topluluklarının özel mülkiyete geçmesi, sınırların çizilmesi ve yaşam alanlarının paylaşılmasıyla birlikte başlar. Duvarın ötesinde kalanlar her zaman duvarın içindekileri öteki olarak atfetmişlerdir. Tabi bu, ötekinin tanımlanması yalnızca dışarıdan içeriye yönelik değil aynı zamanda içeriden de dışarıya yönelik olmak üzere karşılıklı bir etkileşim içerisinde şekillenmiştir. İnşa edilen öteki olgusu kendi içinde belirli yönelimler barındırmaktadır. Bunlardan başlıcası ise kendine ait olmayanı ele geçirme, başkalarının değerlerini ve değerlilerini tüketme hissiyatı ile de şekillenmiştir. Olgusal muhtevası itibariyle sömürgeciliği bu eksende değerlendirmenin yararlı olacağına inanıyorum. Dünya tarihi içerisinde sömürgeciliği ise çok farklı boyutları itibariyle değerlendirmenin gerekli olduğuna inandığımdan genel bir giriş yapmayacağım ama bu yazımda Fransa’nın Afrika üzerinde inşa ettiği sömürü düzenine dikkat çekmek istiyorum. Özellikle yeni dünya düzeninin dinamiklerine göre şekillenen yeni nesil sömürü düzenine kültürel sömürü ve ekonomik sömürü bağlamlarında değineceğim.

Fransa ve Sömürü Düzeni

1500’lü yıllarda başlattığı sömürgecilik faaliyetleri ile 2. Dünya Savaşı öncesinde 13,5 milyon kilometrekarelik bir büyüklüğe ulaşan Fransa, hala eskisi gibi bir imparatorluk oluşturma hevesinde görünüyor.

Kaynak: ( Güray Alpar, Değişen Dünyada Fransa’nın Değişmeyen İmparatorluk Hayali )

Fransa sömürgeleri sayesinde, kendi ana karasından 20 kat daha büyük bir alana hükmediyordu. Bu anlamda dünyadaki hemen hemen bütün kıtalarda sömürgeleri vardı ve kritik geçiş yolları üzerine yerleşmişti. ( ALPAR, 2020)

Yukarıdaki haritadan da anlaşılacağı üzere Fransa dünyanın birçok bölgesinde sömürü sistemini kurmuştur. II.Dünya savaşına kadar olan süreç itibariyle de sömürü düzenini doğrudan devam ettirmiştir. II.Dünya savaşı sonrası şekillenen yeni uluslararası sistemle birlikte eski usulü terk etmiş ve yeni dönemin dinamiklerine uygun bir perspektifle devam etmiştir.

Peki yeni dönemin dinamiklerine uygun bir sistem vurgusuyla neyi kastediyorum ?

Ekonomi Temelli Sömürü

 

Bilindiği üzere Fransa, sömürgecilik faaliyetlerini yürüttüğü devletlerden çekilirken bağımsızlıkları karşılığında iki temel koşul sunmuştu: Birincisi Fransızcanın ülkenin resmî dili ve eğitim dili olması, ikincisi ise zorunlu resmî eğitim. ( ALPAR, 2020) Resmi dil ve eğitim hususuna bir sonraki alt başlık da daha detaylı değineceğim. Kamu ve özel ihaleler konusunda da Fransız hükümeti ve Fransız sermayesinin tercih edilmesi konusunda baskı uygulamış bu koşullara tâbi olmayan yönetimleri ise ‘cezalandırmış’ ve sadece bunlarla da yetinmemiştir. Afrika bölgesindeki varlığını daha kalıcı kılmak ve bölge ülkelerinin kendine olan bağımlılığını arttırmak için para birimlerinde de oynama yapmıştır. 26 Aralık 1945’te tedavüle sokulan Afrika’daki Fransız Sömürgeleri Frangı (CFA), kıtanın batı ve orta bölgelerinde kullanılmaya başlanmıştır. 1958'de “Afrika Fransız Topluluğu” adını alan bu para biriminin adı, 1960’lardan itibaren Afrika ülkelerinin bağımsızlığını kazanmaya başlamasıyla “Afrika Finansal Topluluğu frangı” olarak değişmiştir. ( KAVAS, 2020)

Bu para birimi aracılığıyla 20. yüzyılın ortalarında ‘bağımsızlığını’ kazanan ülkelere tabiri caizse bağımsızlık nişanesi olarak armağan (!) bırakmıştır. Ayrıca, CFA kullanan ülkelerin tüm döviz rezervlerinin yüzde 50'sinden fazlasını Fransa hazinesinde tutması ve bu paradan elde ettiği borsa kârını Fransa’nın kullanması da  sömürü sarmalının bir başka parçası olarak karşımıza çıkmaktadır. Fransa’nın ekonomi temelli fiiliyatları bunlarla da sınırlı değil, 1961’den beri 14 Afrika ülkesinin ulusal rezervlerini elinde tutuyor: Benin, Burkina Faso, Gine-Bissau, Fildişi Sahili, Mali, Nijer, Senegal, Togo, Kamerun, Orta Afrika Cumhuriyeti, Çad, Kongo-Brazzaville, Ekvator Ginesi ve Gabon olmak üzere  yoksul ülkelerin birçoğuna baskı uygulamaktadır. Afrika ülkeleri ulusal para rezervlerini de Fransa Merkez Bankası’na yatırmak durumundadır. Fransız hazinesi, Afrika’dan yıllık bazda yaklaşık 500 milyar dolar kazanç ve getiri elde etmektedir.( EFE,2020) Genel hatlarıyla Fransa’nın Afrika’da sürdürdüğü ekonomi temelli sömürü düzeninin önekleri yukarıda bahsini ettiğim hususlardan oluşmaktadır.   

 

Fransa’nın Resmi Dil Dayatması ve Kültürel Asimilasyon

Yukarıda bahsettim ama tekrar etmek de fayda var. Bilindiği üzere Fransa, sömürgecilik faaliyetlerini yürüttüğü devletlerden çekilirken bağımsızlıkları karşılığında iki temel koşul sunmuştu: Birincisi Fransızcanın ülkenin resmî dili ve eğitim dili olması, ikincisi ise zorunlu resmî eğitim. Belki görünüm itibariyle basit  bir durum gibi görülebilir ama bu husus Fransa’nın Afrika’daki halklar üzerinde dayattığı her türlü asimile  edici eylemin temelini oluşturmakta. Bölgede Fransızca konuşan kişilere, Frankofon (la francophonie) deniliyor. İlginç olan bu kelimeyi 1880 yılında Afrika kökenli bir Fransız coğrafya bilimci ilk defa kullanmıştı.  Günümüzde Fransızca konuşan ülkeler Frankofoni örgütünü (Organization Internationale de la Francophonie) oluşturuyor.( ALPAR,2020) Bu sistem dahilinde kapsamlı bir dil eğitiminden geçen Afrikalılar için, farklı bir dil ve kültürü öğrenmek bir tercih olmaktan çıkıyor ve bir zorunluluk halini alıyor. Tabi ki farklı diller farklı kültürler değerlidir. Ama siz 10 yaşındaki bir Afrikalı çocuğa kendi kültünü öğretmeden, bir başka dili ve kültürü mecbur kılarsanız işte bu, değerlerin ve kültürün sömürüsüne girer.

Kaynak: ( Güray Alpar, Değişen Dünyada Fransa’nın Değişmeyen İmparatorluk Hayali )

 

Afrika kıtasında, Fransızca konuşulan bölgeler incelendiği zaman Fransızcanın nasıl bir etki yarattığı ve Fransa’nın neden hâlâ bu bölgelerde olduğu da açıkça ortaya çıkıyor. Elit bir kesimi kendi kültürü ile yetiştiriyor ve bunlar vasıtası ile bu ülkeler üzerinde kontrol mekanizmaları oluşturuyor. Fransa bu şekilde oluşturduğu kontrole “ahlakî fetih” (conquête morale) ismini veriyor.( ALPAR, 2020)

 

Sonuca dair

Sömürgecilik ve sömürü kültürü geniş hatlarıyla ele alınması gereken bir konu. Ben sadece Fransa ve Afrika özelinde bir pratik yapmaya çalıştım. Bu pratikten çıkardığım ön görüler ise, Fransa’nın temsili olarak bağımsızlık verdiği ülkelerdeki her bir çocuğun geleceği sömürülmeye devam ediyor. Afrika halkı ayağına vurulan prangalardan ötürü hareket kabiliyetine sahip değil. Yalnız değinmekte yarar var, tarih üzerinden geriye yönelik bir okuma yaptığımızda görüyoruz ki, sağlam temeller üzerine inşa edilmeyen yani insanı ve insani değerleri merkezine almayan her türlü sistem yıkılmıştır ve  yıkılmaya da devam edecektir. Bu noktadaki temel mesele ise yıkımdan sonraki sürecin nasıl inşa edileceği ? Bunu da zaman içerisinde göreceğiz…

 

 

Kaynakça

*https://www.sde.org.tr/guray-alpar/genel/degisen-dunyada-fransanin-degismeyen-imparatorluk-hayali-kose-yazisi-17465

*https://www.aa.com.tr/tr/analiz-haber/fransa-nin-afrika-daki-can-simidi-somurge-franki/1386197

*https://kriterdergi.com/dis-politika/fransanin-afrikadaki-somurgeciligi-devam-ediyor

 

 

 

 

 

 

Yorumlar (0)



Bu makaleye ait yorum bulunmamaktadır