27 Ekim 2021


Adaletsizlik Herkes için Yıkımdır



Muhammet Mehdi ERDOĞMUŞ

A- A+

Zincirlere vurulup, bir karga kadar uzun yaşamaktansa,

Zincirsiz, bir kelebek kadar kısa yaşamayı iman bilirim…

--

Adalet kavramı kelime anlamı olarak ‘hak ve hukuka uygunluk; hak ve hukuku gözetme ve yerine getirme; doğruluk. Adil olma durumu’ dur.

Yönetim boyutuyla adalet hem coğrafya hem de toplum olarak yabancısı olduğumuz bir uygulama biçimidir. Toplum-devlet yakınlaşması arttıkça inanç ve kültür bakımından yaşadığımız adalet uygulamalarından da uzaklaştık. Adaleti tesis edecek bir hukuk sistemimiz, bir hukuk devletimiz hiç olmadı.

Bağımsız yargının, özgür yargıçların olmadığı ülkelerde adaletten ve adil yönetimden de söz edilemez. Devletler, adaleti değil bekayı önemserler. Bunun için de güçlü olmayı ve gücü korumayı öncelerler. Hukuk ihtiyacı da gücün korunmasıyla paralel gelişir.

Devletçi veya devleti kutsayan siyasetçiler de bu gücün korunarak devam etmesi gerektiğine inanırlar ve bunun için çaba gösterirler. İktidar mücadeleleri adalet için değil, bu gücün kendileri tarafından kullanılması ve bundan yararlanması içindir.

Toplum olarak da adalet yerine kuvvete teslim olmayı seçtik. Gücün, güçlünün yanında durmayı, siyaset ve devletin gücünden yararlanmayı amaç edindik. Bu nedenle de giderek adalete yabancılaştık, hukuka olan inancımız zayıfladı ve hukuksuzluğu kanıksayan bir topluma dönüştük.

Platon ‘Devlet’ adlı eserinde; ‘’Birey, devletini, insanlara onlar için iyi olan yerine ne istediklerini vererek daha fazla güç kazanmak isteyen bir politikacıya değil, iyi ve doğrunun ne olduğunu anlayan bir uzmana teslim etmelidir.’’ sözünün aksi uygulamasını bizim toplumumuzda görmek fazlasıyla mümkündür. Bizler, iyi ve doğruyu bilen ve bunu adaletle gerçekleştirecek politikacıları değil, adaletsizlikten bize de pay verecek politikacılar seçiyoruz.

Vatandaşlar kadar yöneticileri ve kurumları da bağlamadıkça bir hukuk sistemi adalet tesis edemez. Adil olması gerekenler, öncelikle yöneticilerdir, politikacılardır. ‘Hukukun üstünlüğü’ prensibi de bu nedenle zorunlu bir ihtiyaç olarak görülmektedir.

Esas olarak Hukukun üstünlüğü, vatandaşların, onları yönetenlerin ve devletin hukuka uyması gerektiği anlamına gelir. Medeni toplumların arayışları bu yöndedir. Bu prensibin, günümüzde evrensel bir ideal haline gelmesi sevindiricidir. Bizim gibi çağın dışında kalmış toplumlarda bu bilincin gelişmemiş olması da elbette çok üzücüdür.

Bizim gibi toplumlar güce, gücün hukukuna tabi olmayı gerekli gördükleri sürece adalet iddiası da hukukun üstünlüğü söylemi de inandırıcı olmayacaktır. Oysa toplum kadar, yönetenler ve devlet de adalet ve hukukun üstünlüğü ile güvende olur. Güvencesi hukukun üstünlüğü olmayan devletler ve toplumlar istikrarsızlığa, iç çatışmalara, otoriteryenizme, dağılmaya ve çökmeye mahkumdurlar.

Ülkemiz dahil bölgemizdeki istikrarsızlığın, savaşların, yoksulluk ve cehaletin nedeni adaletsizlik, hukuksuzluk, haksızlık, ayırımcılık değil de nedir? Dinselleştirilmiş kutsallarla, milliyetçilik ve beka hamasetiyle adaletsizliği ne zamana kadar örtebiliriz?

--

Adaletle hüküm vermedikçe hiçbir insan,

Hükmün önünde Allah’ı ansan ne çare…

 

 

Yorumlar (0)



Bu makaleye ait yorum bulunmamaktadır